Roma hukuku geleneğine sahip Avrupa ülkelerinin yarattığı “kanunu bilememek mazeret sayılmaz ilkesi” (Ignorantia legis non excusat evrensek hukuk ilkelerinden olan “kanunu bilmemek mazeret sayılmaz” excusat) “yasaya dair cehalet mazeret değildir.” ve “hukuk cehaleti kimseyi mazur göstermez.” şeklinde uygulanan ve somutlaşan; yurttaşların kanunu bilmemesinin, yurttaşları sorumluluktan kurtarmayacağına ilişkin bir hukuk ilkesidir.
Bu ilkenin temel mantığı, yasal düzenlemelerin aleni ve açık olması (Örneğin Resmî Gazete’de yayımlanması) sonucunda toplumsal düzenin sağlanmasına dayanmaktadır. Yurttaşlar “mevzuatı bilmiyordum” diyerek sorumluluktan kaçabilseydi, yasaların caydırıcılığı kalmaz ve açıktr ki toplumda hukuki kaos doğardı.
Hatta bu ilke çoğu yasal düzenlemede açık olarak ifade edilmiştir. Örneğin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kanunun bağlayıcılığı” başlığını taşıyan 4’üncü maddesi açık olarak “Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” hükmünü taşımaktadır.
Ancak bu katı kuralın, yasal düzenlemelerde çok sınırlı bir şekilde istisnaları da mevcuttur. Örneğin, yine Türk Ceza Kanunu’nun 30’uncu maddesinde;
“(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.
(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
(4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz.” düzenlemesi yapılarak, kişi işlediği fiilin suç veya haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse cezalandırılmaz.
Bu ilke yalnızca ceza hukukuyla sınırlı değildir. Diğer hukuk düzenlemelerinde ve vergi hukukunda da geçerlidir. Ancak bu durum ceza hukukundaki kadar katı değildir. Vergi hukukunda “kanunu bilmemek mazeret sayılmaz” ilkesi, vergi mevzuatının çok sık değişmesi ve aşırı karmaşık yapısı nedeniyle genel ceza hukukuna göre daha esnek uygulanmaktadır. Vergi kanunlarında doğrudan “mevzuatı bilmiyordum” ifadesi mazeret kabul edilmese de mükelleflerin mevzuatı yanlış anlamasını, yanılmasını veya bilgi eksikliğini koruyan ve ceza almasını engelleyen çok açık düzenlemeler mevcuttur.
Bu çerçevede, vergi mevzuatında bilgisizliğin veya mevzuattaki karmaşıklığın mazeret/cezasızlık sayıldığı düzenlemeler aşağıda incelenmiştir.
1. Özel Usulsüzlük Cezalarında “İhtar Şartı” (VUK Mükerrer Madde 355)
Söz konusu madde hükmüne göre, özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için “… bilgi ve ibraz ödevinin yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılacak tebliğlerde bilginin verilmesi için tayin olunan sürede cevap verilmemesi, eksik veya yanıltıcı bilgi verilmesi veya defter ve belge ibrazı için tayin olunan süre ile defter ve belgelerin süresinde ibraz edilmemesi durumunda haklarında Kanunun ceza hükümlerinin uygulanması cihetine gidileceğinin ilgililere yazılı olarak bildirilmesi şarttır.”
Bu düzenlemeye göre, vergi idaresi, maddede düzenlenen yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere doğrudan ceza kesemez. Önce resmi bir ihtar (uyarı) gönderilmeli ve yükümlülüğe uyulmadığında ceza kesileceği belirtilmeli ve belirli bir süre tanınmalıdır. Kişi bu ihtara rağmen işlemi yapmazsa, ceza kesileceğini bildiğinden, artık “bilmiyordum” mazereti ortadan kalkar ve ceza kesilir.
2. Vergide Yanılma ve Yanıltma Müessesesi (VUK Madde 369)
VUK’un “Yanılma ve görüş değişikliği” başlıklı 369’uncu maddesinin 1’inci fıkrasına göre; “Yetkili makamların mükellefin kendisine yazı ile yanlış izahat vermiş olmaları veya bir hükmün uygulanma tarzına ilişkin bir içtihadın değişmiş olması halinde vergi cezası kesilmez ve gecikme faizi hesaplanmaz.”
Belirtilen düzenleme, idarenin ilgileri yanıltması veya vergi uygulamalarındaki görüş ve yaklaşımların değişmesinin doğurduğu sorunlardan dolayı mükellefin içine düştüğü bilgi eksikliğini doğrudan koruma altına almaktadır. Yani; eğer şu iki durumdan biri varsa, mükellefe vergi cezası kesilmez ve gecikme faizi hesaplanmaz:
a) Yetkili Makamların Yanlış Bilgi Vermesi (Özelge/Mukteza): Mükelleflerin Gelir İdaresi Başkanlığı’na yazılı olarak başvurup (özelge isteyip) alınan resmi cevaba göre işlem yapmaları ve bu cevabın sonradan yanlış çıkması halinde ceza kesilmez, gecikme faizi hesaplanmaz.
b) İçtihat ve Görüş Değişikliği: Benzer şekilde Vergi idaresi ve yargı mercileri bir kanun hükmünü geçmişte belirli bir şekilde uygularken, görüş değiştirip yeni bir yorum ve açıklama getirirse, eski yoruma göre hareket eden mükellefe ceza kesilemez ve gecikme faizi hesaplanmaz.
3. Pişmanlık ve Islah (VUK Madde 371)
Mükellefler, vergi düzenlemelerine nüfuz edemedikleri veya yanlış anladıkları için beyanname vermemiş ya da eksik beyan etmiş olabilirler. VUK’un 371’inci maddesinde yer alan düzenlemeye göre, yasal düzenlemelere aykırı davrandığını fark eden (öğrenen) mükellefler, idare durumu tespit etmeden önce kendiliğinden başvurup hatasını düzeltirse: Vergi ziyaı cezası kesilmez, bildirilen fiili kaçakçılık suçu tanımına giren bir fiil olsa dahi, suç duyurusunda bulunulmaz ve dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı ceza gerektiren ceza davaları açılmaz.
Özetle bu düzenleme, “Bilmiyordum, sonradan öğrendim ve düzeltiyorum” diyen iyi niyetli (pişman olan) mükelleflere tanınan en büyük mazeret alanıdır.
Ancak, yukarıda yapılan açıklamalardan görüleceği üzere, vergi hukukundaki bu mazeretler verginin kendisini (aslını) ortadan kaldırmamakta, sadece cezaları (vergi ziyaı cezası, usulsüzlük cezaları vb.) engellemektedir.
4. Uzlaşma (VUK ek md. 1, ek md.11)
VUK’un “Uzlaşmanın konusu, kapsamı, komisyonlar ve şekli”başlığını taşıyan ek 1’inci maddesinde “Mükellef tarafından, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilere ilişkin vergi ziyaı cezaları ile 5.000 (40.000 üzeri) Türk lirasını aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarının (359 uncu maddede yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde kesilen ceza ile bu fiillere iştirak edenlere kesilen ceza ve 370 inci maddenin (b) fıkrası kapsamında kendilerine ön tespite ilişkin yazı tebliğ edilen mükelleflere mezkur maddeye göre kesilen ceza hariç) tahakkuk edecek miktarları konusunda, vergi ziyaına sebebiyet verilmesinin kanun hükümlerine yeterince nüfuz edememekten ya da 369 uncu maddede yazılı yanılmadan kaynaklandığının veya bu Kanunun 116, 117 ve 118 inci maddelerinde yazılı vergi hataları ile bunun dışında her türlü maddi hata bulunduğunun veya yargı kararları ile idarenin ihtilaf konusu olayda görüş farklılığının olduğunun ileri sürülmesi durumunda, idare bu bölümde yer alan hükümler çerçevesinde mükellefler ile uzlaşabilir.” düzenlemesi yapılarak, mükelleflerin kanun hükümlerine yeterince nüfuz edememeleri de uzlaşma yapılmasının gerekçelerinden sayılmıştır.

