Nominal Körlükten Yapısal Gerçekliğe, KKM’nin Bilançosu: 33 Trilyon Liralık Sessiz Transfer ve Eğrilerin Toptan Kayması
İktisat yazınında ve akademik kürsülerde en sık düşülen hata, makroekonomik gelişmeleri sabit varsayımlar altında, ders kitaplarında tanımlanmış eğriler üzerinde aşağı yukarı hareket eden doğrusal birer dinamik gibi okumaktır. “Faiz düştü, yatırım arttı”, “Bütçe açığı verdi, maliyet yükseldi” sığlığı, ekonomiyi yöneten ve dönüştüren asıl dinamikleri ıskalamamıza neden olur. Oysa gerçek dünyada, özellikle finansal krizlerde ve radikal politika deneyimlerinde makroekonomik dengeler eğri üzerinde yürümez; eğriler toptan koordinat değiştirir.
İşte Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulaması, Türkiye’nin ekonomi tarihinde salt nominal bir bütçe maliyeti ya da basit bir “mevduat teşvik aracı” olarak okunamaz. KKM; James Tobin’in portföy dengesi, Hyman Minsky’nin finansal kırılganlık döngüleri ve Wynne Godley’nin “Stok-Akım Tutarlılığı” (Stock-Flow Consistent) teorilerinin kesişim kümesinde yer alan, sektörel bilançolar arasında trilyonlarca liralık reel bir servet transferi gerçekleştiren sofistike ve otonom bir düzenek olarak işledi.
Bu yazıda, faiz ve kurun alternatif olmaktan çıkarılıp nasıl “ikiz enstrüman” haline getirildiğini ve bu süreçte kimin kazanıp kimin kaybettiğini, makroekonominin beş temel aktörünün stok ve akım bilançoları üzerinden deşifre edeceğiz.
İşleyiş Mantığı: İkiz Enstrüman Yaratmak ve Parametrik Şok
KKM’nin temel amacı, negatif reel faiz politikası ısrarla sürdürülürken tasarruf sahiplerinin dövize kaçmasını (ve dolayısıyla LM eğrisinin toptan içe kaymasını) engellemekti. Bunu, faiz ile kur artışını matematiksel olarak birbirine eşitleyerek başardı.
Eğer bir tasarruf sahibi, Türk Lirası varlığını KKM’ye bağladığında dövize yatırım yapmış kadar bir garanti getiri (kur artışı + taban faiz) elde edecekse, rasyonel olarak spot döviz talebinde bulunmayacaktı. Bu sayede piyasadaki döviz talebi durduruldu, mevcut döviz stoklarının TL’ye dönüşümü özendirilerek Merkez Bankası bilançosuna otonom likidite sağlandı. Faiz ve kur, birbirinin rakibi olmaktan çıkıp, ikisi de otoriteler tarafından yönlendirilen “ikiz enstrümanlar” haline geldi. Ancak, işin can alıcı noktası şuydu: Hem faiz hem de kur artışı, yüksek enflasyonun gerisinde bırakılarak sistemik olarak reel negatif getiriye mahkûm edildi.
Sektörel Kazanç-Kayıp Analizi: 5 Aktörlü Stok-Akım Dengesi
Stok-Akım tutarlılığı ilkesi gereği, makroekonomide bir aktörün borcu diğerinin varlığıdır; bir bilançonun zararı, diğerinin otonom kazancıdır. KKM düzeneğinin yarattığı sessiz sarsıntıyı 5 ana aktör üzerinden incelediğimizde, karşımıza nominal bir maliyet tartışması değil, devasa bir yeniden dağıtım tablosu çıkar:
1. Hanehalkı (Net Kaybeden)
Geleneksel makro dengede hanehalkı, tasarruf fazlası veren ve ekonominin “net alacaklısı” olan sektördür. KKM sürecinde hanehalkının elinde tuttukları nakit, mevduat ve KKM stoklarının getirisi (faiz + kur farkı dahil) enflasyonun çok altında kaldı. Bu durum, alacaklı konumdaki hanehalkının reel servetinin, ekonominin net borçlusu konumundaki şirketler ve kamu kesimine otonom olarak transfer edilmesi anlamına geldi. Hanehalkı, alacaklı olmasına rağmen reel varlıklarında muazzam bir erime yaşadı.
2. Şirketler Kesimi (Net Kazanan)
Reel sektör, doğası gereği hanehalkına ve dış aleme net borçlu pozisyondadır. KKM ve beraberinde gelen negatif reel faiz iklimi sayesinde şirketlerin borçlanma maliyetleri enflasyonun fersah fersah altında kalmıştır. Enflasyon, şirketlerin borç stokunun reel değerini adeta eritmiştir.
Bunun en somut kanıtı netleşen makro verilerde gizlidir: Şirket borçlarının GSYH’ye oranı %78 seviyelerinden %40’a kadar gerilemiştir. Gerçekleşen 60 Trilyon TL’lik GSYH dikkate alındığında, aradaki %38’lik bu dramatik düşüş, tam 22.8 Trilyon TL’lik net bir fon transferinin hanehalkı ve dış alemden alınarak doğrudan şirket bilançolarının aktifine yazıldığını gösterir. Minskyen bir borç krizine girmesi beklenen reel sektör, bu yapısal shift sayesinde bilançosunu temizlemiştir.
3. Kamu Kesimi (Net Kazanan)
“KKM bütçeye devasa yük getirdi” şeklindeki ana akım analizler, nominal körlüğün en bariz örneğidir. Kamuya reel ve stoksal bazda bakıldığında, borçlanma maliyetlerinin enflasyonun altında kalması kamunun da borç yükünü hafifletmiştir.
Veriler nettir: Kamu Borcu / GSYH oranı %42’den %25’e düşmüştür. 60 Trilyon TL’lik GSYH tabanında bu %17’lik azalış, bütçeden yapılan nominal KKM ödemelerine rağmen, kamu lehine 10.2 Trilyon TL’lik bir net varlık artışı ve borç hafiflemesi anlamına gelmektedir. Kamu, borç stokunu enflasyon vergisi ve KKM kaldıracıyla hanehalkına finanse ettirmiştir.
4. Dış Alem (Net Kaybeden)
Türkiye’deki şirketlere ve kamuya net alacaklı konumda olan dış alem (yabancı finansal aktörler ve kreditörler), Türkiye’ye verdikleri fonların reel değerinde ciddi bir aşınmayla karşılaştı. Kur artışının ve yerel getirilerin Türkiye içi enflasyon dinamiklerinin gerisinde kalması, dış alemin alacaklarının reel olarak değer kaybetmesine, yani dışarıdan içeriye otonom bir kaynak transferine yol açtı.
5. Finansal Kuruluşlar (Aracı Olarak Net Kazanan)
Bankacılık sektörü bu süreçte tarafsız bir aracı değil, sistemin ana operatörüydü. Toplam bankacılık aktiflerinin GSYH’ye oranı %121’den %75’e gerileyerek sektör reel olarak küçülmüş görünse de nominal kârlılıkları zirve yapmıştır (Banka Kârları / GSYH oranı 2022’de %2.87’ye fırlamıştır). Ekonomi yönetimi, bu büyük operasyonun pürüzsüz yürütülmesi karşılığında finansal kesime net bir “havuç” sunmuş, bankalar reel olarak küçülürken nominal kârlılık rüzgârıyla özkaynak stoklarını korumuştur.
Son Söz: Eğrileri Yerinden Oynatan Siyaset
Sonuç olarak KKM; yüksek enflasyonist bir patika içinde, düşük faiz politikasını ve finansal çarkları sürdürebilmek adına kurgulanmış çok katmanlı bir makro-mühendislik aracıydı. Teknik boyutu ne olursa olsun, nihai yapısal sonucu: Alacaklı konumdaki hanehalkı ve dış alemden, borçlu konumdaki şirketler ve kamuya tam 33 Trilyon TL’lik (yaklaşık 1 Trilyon Dolar) sessiz, derinden ve devasa bir servet transferi gerçekleştirmek olmuştur.
Bu mikro ve makro bilanço operasyonu, iktisadın doğrusal eğriler üzerinde yürüyen bir bilim olmadığını; aksine mülkiyetin, borcun ve servetin stoksal olarak nasıl yeniden dağıtıldığını anlatan dinamik bir ekonomi-politik mücadelesi olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. KKM’yi salt bir “maliyet” kalemi olarak görenler yanılıyor; KKM, modern bir varlık ve yükümlülük yeniden dağıtım düzeneğidir.

