AMME ALACAKLARININ TAHSİL İŞLEMLERİNDE TECİLİN BOZULMASI VE SGK UYGULAMALARININ KANUNİLİK İLE NORMLAR HİYERARŞİSİ İLKELERİ ÇERÇEVESİNDE İRAT KAYDEDİLEN TUTARLARIN DEĞERLENDİRMESİ

ÖZET

Kamu icra hukukunun ve amme alacaklarının tahsil rejiminin temel dayanağını oluşturan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, borçlulara ödeme kolaylığı sağlamak ve kamu alacaklarının tasfiyesini hızlandırmak amacıyla tecil ve taksitlendirme kurumunu kabul etmiştir. Ancak, tecil şartlarının ihlali veya borçların süresinde ödenmemesi neticesinde “tecilin bozulması” kurumu devreye girmektedir. Bu çalışmada, tecilin bozulması suretiyle alacağın muaccel hale gelmesi, cebren tahsil usulleri ve idarenin ihbar yükümlülükleri incelenmiş; özellikle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yürütülen tecil faizlerinin irat kaydedilmesi uygulamasının hukuki niteliği, Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu (GVK), Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK) ve mülkiyet hakkı bağlamında analiz edilmiştir.

1. GİRİŞ VE YASAL ÇERÇEVE

Amme alacağının vadesinde ödenmemesi, kamu idarelerine cebren tahsil yollarına başvurma yetkisi tanır. Ancak borçlunun çok zor duruma düşmesi veya iyi niyetle ödeme niyetinde olması hallerinde Kanun’un 48. maddesi kapsamında tecil müessesesi tatbik edilir. Tecilin ihlal edilerek bozulması halinde ise alacak muaccel hale gelerek takip işlemlerine derhal başlanmaktadır.

6183 sayılı Kanun’un 56. maddesi amir hüküm olarak şu düzenlemeyi içerir:

“Karşılığında teminat gösterilmiş bulunan amme alacağı vadesinde ödenmediği takdirde, borcun 15 gün içinde ödenmesi, aksi halde teminatın paraya çevrileceği veya diğer şekillerle cebren tahsile devam olunacağı borçluya bildirilir. 15 gün içinde borç ödenmediği takdirde teminat bu kanun hükümlerine göre paraya çevrilerek amme alacağı tahsil edilir.”

Söz konusu kanuni düzenleme çerçevesinde, tecil işlemi bozulduğunda borçluya “karşılığında teminat alınmış borcun 15 gün içinde ödenmesi, aksi halde teminatın paraya çevrileceği ve cebren tahsile devam edileceğinin” yazılı olarak bildirilmesi kanuni bir zorunluluktur. Alınan teminatın türü ne olursa olsun, mahsup işlemlerinde teminatın alındığı tarih değil, Kanun’un 56. maddesinde belirtildiği üzere teminatın paraya çevrileceği tarih esas alınmalıdır.

2. SGK UYGULAMASINDA TECİLİN BOZULMASI VE İRAT KAYDI SÜRECİ

SGK’nın 2024/12 sayılı Genelgesi’nin “18.10.5. Tecil bozulduğunda mahsup” (ve ilgili diğer alt bölümleri) düzenlemeleri uyarınca, tecil ve taksitlendirme şartlarının borçlu tarafından ihlal edilmesi durumunda şu süreç işletilmektedir:

  1. Gecikme Zammının Yeniden İşletilmesi: Tecilin bozulmasıyla birlikte, ilk taksitin (peşinat) ödendiği tarihten itibaren durmuş olan gecikme zammı, 5510 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca geriye dönük olarak yeniden ve eksiksiz şekilde hesaplanır.
  2. Tecil Faizinin İrat Kaydı Formülü: Ödenen taksitler borca mahsup edilmekte; ancak tahsil edilmiş tecil faizlerinin tecil edilen toplam borç içindeki gecikme cezası ve gecikme zammına isabet eden kısmı borçtan düşülmeyip Kuruma “irat” (gelir) olarak yazılmaktadır.

Söz konusu hesaplama şu matematiksel formüle dayanmaktadır:

Bu hesaplama sonrasında geriye kalan tecil faizi tutarı ise gecikme zammına mahsup edilmektedir.

3. HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE NORMLAR HİYERARŞİSİ ÇERÇEVESİNDE İTİRAZ DAYANAKLARI

A. 6183 Sayılı Kanun Md. 48/Son Cümlesinin Zıt Anlamından (Mefhum-u Muhalif) Doğan Zorunluluk

6183 sayılı Kanun’un 48. maddesinin son fıkrasında açıkça;

“Tecil edilen amme alacağının gecikme zammı tatbik edilmeyen alacaklardan olması halinde, ödenen tecil faizleri iade veya mahsup edilmez.”

hükmü yer almaktadır. Hukuk ilmi ve kanun yorum metodolojisi açısından mefhum-u muhalifinden hareket edildiğinde; kanun koyucu tecil faizinin iade veya mahsup edilmeyeceğini yalnızca gecikme zammı tatbik edilmeyen alacak türleri ile sınırlandırmıştır. SGK prim ve fer’i alacakları ise 5510 sayılı Kanun’un 89. maddesi gereğince gecikme cezası ve gecikme zammına tabi kamu alacaklarındandır. Dolayısıyla, gecikme zammı uygulanan bu borçlarda ödenen tecil faizlerinin tamamının ana borca veya gecikme zammına mahsup edilmesi emredici kanun hükmünün bir gereğidir.

B. Anayasa Md. 73 (Kanunilik İlkesi) ve Normlar Hiyerarşisi

Genelgeler, kanunların uygulanmasını açıklayan veya alt ayrıntılarını düzenleyen idari iç düzenlemelerdir. Anayasa’nın 73. maddesi uyarınca mali yükümlülükler ve bunlara ilişkin esaslar ancak kanunla ihdas edilebilir. 6183 sayılı Kanun’da idareye borçlunun tecil faizini elinden alarak “irat kaydetme” yetkisi veya böylesi bir cezai şart formülü verilmemiştir. İdari bir iç broşür/genelge ile kanunda öngörülmeyen bir idari gelir-müsadere mekanizması yaratılması normlar hiyerarşisine aykırıdır.

C. Mükerrer Cezalandırma ve Sebepsiz Zenginleşme Yasağı

Tecilin bozulmasıyla borç idare tarafından en başından itibaren hiç tecil edilmemiş varsayılarak geriye dönük tam gecikme cezası/zammı ile güncellenmektedir. İdarenin bir yandan geriye dönük gecikme zammını tam olarak tahsil etmesi, diğer yandan borçlunun süreç içerisinde ödediği tecil faizlerini borçtan düşmeyip idare bütçesine irat kaydetmesi, idare lehine haksız/sebepsiz zenginleşme (Türk Borçlar Kanunu md. 77) ve borçlu aleyhine mükerrer bir mali yaptırım oluşturmaktadır.

4. GELİR VE KURUMLAR VERGİSİ KANUNLARI VE VERGİ REJİMİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRME

Gelir Vergisi Kanunu (GVK md. 40, md. 41) ve Kurumlar Vergisi Kanunu (KVK md. 8, md. 11) kapsamında ticari kazancın veya kurum kazancının tespitinde indirilecek ve indirilemeyecek giderler belirlenmiştir.

  1. Gider Kabul Edilmeme Durumu: 6183 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun kapsamında ödenen cezalar, gecikme zamları, tecil faizleri ile tecilin bozulması neticesinde idareye irat (gelir) kaydedilen tutarlar, vergi mevzuatımız açısından Kanunen Kabul Edilmeyen Gider (KKEG) niteliğindedir.
  2. Mali Sıkıntı ve Çifte Kayıp: SGK taksitlerinin bozulması neticesinde borçludan tahsil edilip borcuna mahsup edilmeyerek idarece irat kaydedilen bu meblağlar, hem mali bünyeyi zayıflatmakta hem de GVK ve KVK matrahından indirilemediği için borçlu mükellefler üzerinde vergi matrahından düşülemeyen doğrudan bir ekonomik kayıp teşkil etmektedir.

5.  İDARİ/YARGISAL ÇÖZÜM YOLU

SGK’nın tecilin bozulması neticesinde tahsil edilen tecil faizlerini kısmen irat kaydetme uygulaması, ikincil mevzuat niteliğindeki genelgelere dayanmakta ve amir kanun hükümlerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Borçluların ve mükelleflerin idari başvuru ve itiraz yollarında;

  • 6183 sayılı Kanun’un 48. maddesinin mefhum-u muhalifini,
  • Anayasa’nın 73. maddesindeki kanunilik ilkesini,
  • Sebepsiz zenginleşme ve mükerrer ceza yasağını esas alarak

itiraz dilekçesi sunmaları, olumsuz yanıt alınması veya 30 gün içinde yanıt verilmemesi (zımni ret) halinde idari yargı / iş mahkemeleri nezdinde iptal ve mahsup davaları açmaları hukuki bir zorunluluk olarak öne çıkmaktadır.

6.SONUÇ

  7582 Sayılı Kanun (04.06.2026 tarihli Resmî Gazete): 6183 sayılı Kanun’un 48. maddesindeki azami tecil süresini 36 aydan 72 aya çıkaran temel kanuni düzenlemedir.

  11414 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı (13.06.2026 tarihli Resmî Gazete): Tecil şartları ve sürelerine ilişkin usul/esasları belirlemiştir.

 Tahsilat Genel Tebliği (Seri: B Sıra No: 20) (16.06.2026 tarihli Resmî Gazete): Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından tecil faizi oranının geçici süreyle düşürülmesini düzenlemiştir.

 SGK 2026/15 Sayılı Genelge (19.06.2026): SGK Yönetim Kurulu’nun 10.06.2026 tarihli kararıyla 2024/12 sayılı SGK Genelgesi’nde değişiklik yapılarak tecil uygulamasının usul ve esasları netleştirilmiştir. Bu Genelge uyarınca kapsama giren alacaklar için daha önce 6183 sayılı Kanunun 48’inci maddesine istinaden yürürlükte bulunan tecil faizi üzerinden tahsil edilen tecil faizlerinin ilgililere ret veya mahsubu mümkün bulunmamaktadır.

Kuruma borcu olan işverenler taksitlendirme yaparken ödeyip bozmayacakları bir ödeme planlarını seçmeleri ve tescilin bozulmaması için maksimum çabayı göstermeleri gerekmektedir. Aksi durumda tescilin bozulmasının getirdiği idarenin irat kaydetme işlemi ile karşı karşıya kalacakları ve bu tutar üzerinde ayrıca da bir vergi yüküne katlanacakları bilicinde hareket etmeleri gerekmektedir.

Not: 72 ay vadeden yararlanmak isteyen mükelleflerin SMMM/YMM onaylı “Çok Zor Durum Raporu” ile başvurmaları gerekmektedir.