Önemli bir kısmı Cumhuriyetin ilk yıllarında kısıtlı ve zor kaynaklarla kurularak halkın temel ihtiyaçlarını karşılayan, ayrıca öncü olarak ekonomiye dinamizm sağlayan kamu işletmeleri (şeker, çimento, demir çelik, kağıt, tekstil, maden fabrikaları ile telekomünikasyon şirketleri ve benzerleri) başta istihdam olanakları olmak üzere, bütün kaynakları sonuna kadar kullanıldıktan sonra; “kötü yönetiliyor, herkesin malı kimsenin değildir, bunların ürünlerini dışarıdan alsak daha ucuza gelir” gibi gerekçelerle elden çıkarılarak özelleştirilmeye başlanmış ve bu süreç, Devletin ekonomideki rolünü minimuma indirmeyi hedefleyen neoliberal politikalarla hızlandırılmıştır.
Bu şekilde yürütülen özelleştirmelerin yasal dayanağı, 1982 Anayasası’nın 47’nci maddesinde yer alan “Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir.” düzenlemesi ile bu düzenlemeye dayanılarak çıkarılan ve 1994 yılında yürürlüğe giren 4046 Sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun olmuştur.
Yazımızda, ayrı birer çalışma konusu olabilecek özelleştirme yöntemleri, özelleştirme bedellerinin belirlenmesi, özelleştirilen kamu işletmelerinin devri ve satışı konularına yer verilmeyecek; özelleştirilen kamu işletmelerinin kredilerle finansmanının vergisel sonuçları değerlendirilecektir.
Hisse satışı, varlık satışı, kiralama, işletme hakkı devri, gelir ortaklığı gibi adlandırmalarla yürütülen özelleştirmelerin bir kısmında, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın idari yapısını ve görevlerini düzenleyen 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, ilgili ihale yönetmelikleri ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun ilgili madddeleri de esas alınmakla birlikte; bu konudaki uygulamalarda, özel niteliği niteliği bulunan 4046 Sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun önem taşımaktadır. Bu Kanun hangi kuruluşların özelleştirme kapsamına alınacağını, özelleştirme yöntemlerini ve sürecin nasıl yönetileceğini belirleyen mevzuatın ana unsurudur.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, bazı büyük ölçekli projelerin (enerji santralleri, limanlar vb.) ihalelerinde yayımladığı “ihale şartnameleriyle”, özelleştirilecek varlıkların finansman modeline müdahale etmekle birlikte, özelleştirmelerin yasal dayanağını oluşturan 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun başta olmak üzere, mevzuatta, özelleştirmelerde “özkaynak şartı”aranmamakta ve dolayısıyla özelleştirmelerin kredilerle finansmanını engelleyen bir düzenleme bulunmamaktadır. Yani, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun’da, hangi yöntemle olursa olsun “Özelleştirmelerde şu tutarda veya şu oranda oranda özkaynak bulunmalıdır” şeklinde sabit bir rakam veya yüzde bulunmamakta; Kanun, özelleştirme sürecini ve yöntemlerini belirleyip, mali yeterlilik detaylarını Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın yetkisine bırakmaktadır.
Belirtilen bu durum, bazı özelleştirmelerin özkaynaklarla değil, tamamen veya kısmen kredilerle finanse edilmesine, kredilerin finansman yükünün de (kur farkı ve faizlerin) vergi matrahının tespitinde gider olarak indirilerek daha az vergi ödenmesine ve vergi avantajı sağlanmasına neden olmaktadır.
Basit bir örnek bu konuda açıklayıcı olacaktır: Hisse devri yoluyla özelleştirilen bir kamu işletmesini alan Şirket, belirtilen hisseleri alırken kullandığı döviz kredisi nedeniyle, herhangi bir yılda hesapladığı/ödediği kur farkı ve faiz tutarı olan 100 milyon TL’yi vergi matrahının tespitinde gider olarak dikkate aldığında, %25 genel kurumlar vergisi oranıyla 25 milyon TL daha az vergi ödeyecek ve ciddi şekilde vergi avantajı sağlamış olacaktır. Çünkü, mevcut vergi düzenlemelerine göre, devralınan hisseler maliyet bedeliyle değil, alış bedeliyle değerlendiği için, bu hisselerin alımında (finansmanında) kullanılan kredilerin kur farkı ve faiz tutarları doğrudan gider kaydedilebilmektedir. Açıktır ki, bu şekildeki bir kredi tutarının daha fazla, vadesinin de daha uzun olduğu bir durumda, sağlanan vergi avantajı kat kat artacaktır.
Hatırlanacağı üzere, ülkemizde 2005 yılında yaşanan ve büyük özelleştirmelerden biri olarak yurttaşlara “başarılı özelleştirme” şeklinde sunulan kamu telekomünikasyon işletmesinin çoğunluk hisselerinin özelleştirmesinde, devralan Şirket kredi kullanılmış, belirtilen kredilerin ödenmesinde temerrüde düşüldüğü için de, söz konusu hisseler 2018 yılında üç bankanın kurduğu ortaklığa, 2022 yılında ise Türkiye Varlık Fonu’na geçmişti.
Yukarıda verilen örnekte olduğu gibi, bu özelleştirmede de, kullanılan kredilerin finansal yüklerinin (kur farkı ve faiz tutarları) vergi matrahının belirlenmesinde gider olarak dikkate alındığı ve vergi avantajı elde edildiği, özelleştirmenin finansman yöntemi dikkate alındığında kaçınılmaz olmuştur.
Son örnek ayrıca, özelleştirmelerde özkaynak şartı aranmamasının ve kredi kullanımına izin verilmesinin başka bir boyutunu, özelleştirrme sonucunda “herkesin değil bazılarının olan” bir işletmenin serencamını göstermesi bakımından önemlidir.
Özetle; özelleştirme mevzuatında (4046 sayılı Kanun ve ilgili diğer yasal düzenlemeler) “özkaynak şartı” şeklinde bir zorunluluk bulunmamaktadır. İhalelere katılacak yatırımcılardan, ihale şartnameleriyle belirli bir mali yeterlilik istense de, bu “özkaynak oranı” veya “belirli bir özkaynak tutarı” olarak tanımlanmamaktadır. İhale şartnamelerinin bir kısmında yer alan finansman planı, kredi taahhüdü, teminat mektubu, yatırım taahhüdü gibi hususlar, herhangi şekilde “özkaynak” tanımına girmemektedir.
Belirtilen durum, yöntemi ne olursa olsun, özelleştirmelerde (özellikle hisse satışlarında), kredi kullanılması ve kredilerin finansal yüklerinin (kur farkı ve faizlerin) vergi matrahından indirilmesi yoluyla kamu varlıklarının daha az vergi ödenerek elde edilmesi anlamına gelmektedir.
Bu yazı 25 Ocak 2026 tarihli BirGün Gazetesi’nde yayınlanmıştır.
https://www.birgun.net/haber/vergi-avantajiyla-kamu-varliklarinin-alinmasi-686893

